Giriş ve Kayıt Ol

              


Siverek: Siverek Forumları

Siverek Forumları :: Başlığı Görüntüle - Siverek Tarihi
SSS
SSS
Arama
Arama
Üye Listesi
Üye Listesi
Kullanıcı Grupları
Kullanıcı Grupları
Forum Yöneticileri
Forum Yöneticileri
Profil
Profil
Giriş
Giriş
Özel mesajlarınızı kontrol etmek için login olun
Özel mesajlarınızı kontrol etmek için login olun


Lütfen Bozuk Linkleri Konusunda Yazarak Bize Bildirin.

Siverek Forumları Forum Ana Sayfası -> » Siverek Tarihi

Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder
Siverek Tarihi
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj

admin

Site Kurucusu
Site Kurucusu
Üye Numarası: 2


Kayıt: Apr 18, 2009
Mesajlar: 23

Rep Gücü : 1087.0

Durumu :

Ülke : turkey.gif


Seviye:3
 
 
0 / 44
21 / 21
5 / 9


MesajTarih: Pzr Hzr 28, 2009 3:18 pm    Mesaj konusu: Siverek Tarihi Alıntıyla Cevap Ver Admin veya moderator e uyarıyı bildir.




Siverek Tarihi


Tarihçilerin genel ifadesiyle Mezoptamya Tarihinin Şahididir Siverek. Dünya üzerinde bu kadar çok savaş yaşandığı başka bir bölge yoktur. Pek çok sayıdaki medeniyete ev sahipliği yapmış olan Mezopotamya Bölgesi, tarihin hiçbir döneminde önemini kaybetmemiştir. Bu önemini fırat ve Dicle'nin ortasındaki verimli topraklarına borçludur.Burası, biraz güçlenen devletlerin ele geçirmek istediği bölgelerin başında gelmiştir Tarih boyunca her iki nehre yakın yerlerde önemli kentler kurulmuş ve sağlam kaleler yapılmıştır. Tarihin en kanlı savaşları bu bölge için meydana gelmiştir. Hititler, Asurlar, Mitanniler, Akatlar, Urattular, Medler, Persler, Romalılar, Bizansızlar, Eyyubiler, Selçuklar, Mogollar, karakoyunlular, Akkoyunlular ve Osmanlılar bu topraklara sahip olmuştur. Bölge Osmanlı idaresine girdikten sonra uzun yıllar savaşsız bir dönem geçirmiştir. Günümüzde bu bölge (Mezopotamya) Türkiye, Irak ve Suriye'nin Sınırları içerisinda kalmaktadır. İşte Siverek Dünya Coğrafyası Açısından bu kadar önemli bir bölgenin merkezinde yer almaktadır. Tarihin ilk çağlarında Siverek ve çevresi değişik isimlerle anılmıştır. Tarih kitaplarında HALZİDİMA olarak geçen bölgenin merkezi KİNABA yani Siverek Kasabası idi.Asurlular dönemine rastlayan bu isimlendirmede bugunkü Siverek'in yerinde olduğu bilinen Kinabu şehri kanlı savaşlara sahne olmuş bir kenttir. Bazı kaynaklarda Halzi-Luka olarak da gösterilmektedir. Bu bölgeye verilen isimlerden biride Hitit-Asur-Mitanni dönemlerinde KUMMUH bölgesi olarak geçmektedir. Kummuh bölgesi Diyarbakır ile Urfa arasındaki bölgeyi kapsamaktadır. Asur vesikalarında KUTMUKHi olarak geçen bu şehir devletinin yeri, Prof. Dr. Firuzan KINAL'a göre tam olarak tesbit edilmemiştir.Hititlerin bu bölgeden çok sayıda şehir devletleri bulunmakta idi. Siverek bölgesi de batıda Kizzuwadna'ya kadar önemli kent olan İSUWA'ya kadar komşu idi. O dönemlerde adı İSMERİKA olarak geçen Siverek, Mitanni devletinin önemli şehir devletlerinden biridir. Bir süre ARAMi (SÜRYANİ) göçlerine sahne olan Siverek'in özellikle Karacadağ taraflarına Aramiler yerleşmiş ve burası için KİŞYARİ (KAŞYARI) ismini kullanmışlardır.Aramiler bu dönemlerde Siverek'te etnik olmuşlarsa da Asurluluların sürekli baskıları neticesinde bölgenin idaresini onlara terk etmek zorunda kalmışlardır. Aramiler döneminde Süryaniler tarafından ismi şebhabherrak olarak isimlendirilmiştir. Ermenilerin hakim oldukları dönemlerde Sevaverek olarak geçen ismi Arapların eline geçtıkten sonra adı Es-süveyda olarak değişmiştir.Haçlı kontluğu döneminde Siverek'in ismi Sovorak olarak haritalarda yer almaktadır. Genel Tarihçi Urfalı Metaos eserinde Siverek'in ismini Sevaragk olarak vermekte, aynı dönemlerde Ebul Farac ise ismi Sibabarak olarak yazmaktadır. Bizanslar döneminde ise ismi Sebaberak, Severak ve as-suwaida olarak geçmektedir. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Siverek'in ismi bugünkü kullanıldığı şekliyledir.Mezopotamya Bölgesi değişik isimlerle anılmaktadır. Yunanlı Tarihçiler Dicle ve Fırat arasında kalan sahanın yukarı kısımlarını Yukarı Mezopotamya diye adlandırmaktadırlar. İslam Coğrafyacılarıda bölgeyi ada anlamında (El- Cezire) diye isimlendirmektedir. Ortalarda Urfa, Mardin ve Diyarbakır bölgelerinin en fazla dikkat çektiği, El-Cezire mıntıkasının genel hatlarıyla batısında Şam, batısında Antep, Maraş, ve Malatya, doğusunda Doğu Anadolu Bölgesi, güneyinde ise Irak yer almaktadır. Ebu'l Fida'ya göre bu saha kuzeyda Malatya ve Amid (Diyarbakır) ile başlar, güneyde Anbar'dan Tekrit'e uzanan bir hatla Iraktan ayrılır. El-Cezire bölgesinin en büyüyk şehri Dicle üzerindeki Musul olan Diyar-ı Riba, Fırat üzerindeki Rakka (daha yukarıda Urfa) eksenli Diyar-ı Mudar ve Amid merkezli ve en küçüğü sayılan Diyar-ı Bekir olmak üzere üç mıntıkaya taksim edilir. Bugün El-Cezirenin kuzeyi Türkiye, güneyi ise Irak topraklarında yer almaktadır. Siverek Diyar-ı Mudar şehirlerinden biridir. Coğrafyacılar ve Tarihçiler bu bölgeden bahs ederken kullandıkları Bilad-ı Şarkiyye ismi anlam olarak Doğu Vilayetleri kelimelerini karşılamaktadır. Selçuk'lularda Eyyubi'lerde ve Osmanlı'larda kullanılan Bilad-ı Şarkiyye, Doğu Karadeniz Bölgesini dışarıda bırakacak şekilde, Trabzon'dan İskenderun'a çekilecek bir hattın doğusunu ifade etmektedir. Mesela Selahaddin-i Eyyubi'ye göre kuzeyde olmasına rağmen onun 1182-1185 yıllarında gerçekleştirdiği sefer ve fetihler Şark icraatları olarak kaydedilmektedir.Aynı şekilde Türkiye Selçuklu Sultanı İzeddin Keykavus'un Haleb şehri öncesinde Urfa ve Harran üzerine yürüyüşü de Melik Eşrefin elinde bulunan Bilad-i Şarkiyye'ye gidişi... başlığı altında zikredilmekte ve olaylar anlatılırken Hısn-ı Keyfa (Hasankeyf), Meyyafarikin (Silvan), Amid (Diyarbakır), Ruha (Urfa), Harran, Siverek, Sincar, Halep ve Tell başer gibi yerlerden bahsedilmektedir. Yukarıda coğrafi mekanını tarihi kaynaklar ışığında belirlemeye çalıştığımız Siverek ve çevresi bugün Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Şanlıurfa vilayeti sınırları dahilinde yer almaktadır.



-M.Ö. 3500 : Sümerlilerin Siverek’e ilk yerleşmesi

-M.Ö.1595: Hitit Kralı Murşil Siverek ve çevresini aldı.

-M.Ö.1450: Mitanniler Siverek’in dahil olduğu bölgeyi alarak devlet kurdular.

-M.Ö. ? : Siverek’te Mitanniler’le Hititler arasında İsmerika (Siverek) Antlaşması yapıldı

-M.Ö. 1345: Aramiler Karacadağ bölgesini ele geçirdiler

-M.Ö. 1290: Asur Kralı I.Salmanasar Siverek –Urfa bölgesini aldı.

-M.Ö.1060: Asur boyunduruğundan kurtulan Aramiler tekrar Siverek’i aldı.

-M.Ö.911-981 : Kinabu (Siverek) Asur Kralı Asurnazirbal tarafından alındı, halkı kılıçtan geçirildi.

-M.Ö.608 : Med ’ler Siverek bölgesini ve Anadolu’yu Kızıl Irmak nehrine kadar aldılar

-M.Ö. 539 : Pers Kralı II.Kuraş Med ’leri yenerek bütün Mezopotamyayı ele geçirdi.

-M.Ö.331: Büyük İskender Suriye üzerinden Mezopotamya ’ya geçerek Anadolu’yu fethetti

-M.Ö. 323: İskender öldükten sonra Siverek’i de kapsayacak şekilde General Selevkos tarafından bölgede Selevkoslar devleti kuruldu.

-M.Ö. 280 : Selevkos devleti dağıldıktan sonra Romalılar bölgeyi aldılar.

-M.Ö. 140: Diyarbakır ve çevresindeki iller Part Kralı I. Midridat tarafından alınarak Part ülkesine katıldı.

-M.Ö. 114 : Roma İmparatoru Trainus Dicle Nehrine kadar ilerledi ve Osreone Krallığına son verdi.

-M.Ö. 85: Pek çok doğu vilayeti ile birlikte doğu illeri Tigran hakimiyetine girdi.

-M.Ö.38: Romalılar ile Partlar arasında defalarca el değiştiren bölge Romalılarda kaldı

-M.S. 259: Roma İmparatoru Valerianus bu bölgeyi Sasanilerden aldı.

-M.S. 276: İmparator Diokletianus Sasanları yenerek bölgeyi tekrar Roma topraklarına kattı.

-M.S.349 : Siverek Kalesi Bizanslılar tarafından tamir edildi.

-M.S. 359 : Şapur tarafından muhasara edilen Siverek Kalesi yıkıldı.

-M.S. 540 : Sasani Hükümdarı Hüsrev Anuşirevan (Anuşirevan-ı Adil) Anadoluya saldırdı, bölgeyi yağmaladı ve bölgeyi vergi vermek şartı ile Bizanslılara bıraktı.

-M.S. 602: Sasani Hükümdarı II.Hüsrev bölgeye girerek İstanbul’a kadar ilerledi.

-M.S. 637 : Halife H.z.Ömer döneminde İyaz Bin Ganem, El-Cezire (Mezopotamya ) bölgesini aldı.

-M.S. 661: Siverek bölgesinin yönetimi Emeviler’e geçti.

-M.S. 929 : Leon komutasındaki Bizans ordusu bölgeyi aldı.

-M.S. 930: Hamdaniler Siverek’i aldılar

-1030: Bizanslılar Urfa ile birlikte Siverek’i aldılar.

-1066/67:Selçuklular , Nisebin kalesini Bizanslardan aldılar.

-1070 : Alparslan Siverek’i Bizanslılardan aldı.

-1137 : Siverek hakimi Emir İsa Frankların zayıflığından yararlanarak Gerger havalisini istila etti.

-1185: Siverek, Sökmenler (Ermenşahlar )’dan Takiyyüdin Ömer tarafından
alındı.

-1227: Siverek Zengilere Geçti

-1233: Eyyubiler Siverek’i Selçuklulardan aldılar

-1231: Harzemliler Siverek ve Samsat ’ı yağmaladılar.

-1232: Eyyubi hükümdarı El-kamil Nasreddin Siverek ve Harranı aldı.
Komutanı Kemalettin Kamyar vasıtasıyla Siverek’i aldı. Selçuklular Siverek’i ele geçirdiler.

-1234: Eyyubi Hükümdarı Melik el-Kamil Siverek’e gelerek burayı ordugah yaptı.

-1235: Alaeddin Keykubad

-6 Nisan 1241: El-Mansur İbrahim , Berke Han komutasındaki Harzemlileri yenerek Siverek, Rakka ve Suruc’u aldı.

-1251: Moğollar Siverek’i istila ettiler.

-1256: Hülagu Siverek’i istila etti ( İlhanlı Devleti)

-1318: Selçukluların dağılmasından sonra Siverek bölgesi Salim Bey ve Oğulları aşireti (Dögerler) tarafından idare edilmeye başlandı.

-1410-1420: Timur çekildikten sonra Diyarbekir -Siverek bölgesi Karakoyunlulara verildi.

-1426: Bölge Mısır Memlüklüleri tarafından alındı.

-1435: Siverek Akkoyunlu ’ların egemenliğine girdi.

-1508: Şah İsmail Diyarbakır ’la birlikte Siverek bölgesini de aldı.(Safeviler Dönemi)

-1517: Yavuz Sultan Selim döneminde Siverek alınarak, Diyarbakır Beylerbeyi Bıyıklı Mehmet Paşa’ya bağlı sancak merkezi haline getirildi.

-1518: Siverek bölgesinin ilk tahriri yapıldı ve sancak beyi olarak Şefkat bey tayin edildi.

-1549: Kanuni Sultan Süleyman Irakeyn Seferi dönüşü Siverek’te 15 gün kaldı.

-1550-1600: Celali İsyanları tüm ülkeyi olduğu gibi Siverek’i de etkiledi ve bazı olaylar meydana geldi.

-1807: Siverek Kazası Maden-i Hümayun Emaneti içerisine alındı.

-1845: Siverek Kazası tanzimat dönemi idari yapılanması içerisinde Mutasarrıflık statüsüne alındı.

-1864: Siverek Harput Eyaletine Bağlandı.

-1839: Kavalalı Mehmet Ali Paşa isyanında Siverek Ordugah oldu.

-1869: Siverek’te Posta ve Telgraf teşkilatı kuruldu.

-1873: Siverek’te Belediye teşkilatı kuruldu.

-1896: Siverek’te ilk Ticaret ve Sanayi Odası Kuruldu.

-1895: Hamidiye Alayları kuruldu ve Siverek’te 44. ve 46. Alaylar teşkil edildi.

-1908: Siverek bağımsız sancak yapıldı.(Mutasarrıflık)

-5 Kasım 1919: M. Kemal’in telgrafı üzerine Siverek Müdafa-i Hukuk Cemiyeti kuruldu.

-6 Şubat 1920 : 850 kişilik Siverek Milli Kuvvetleri Urfa’ya hareket etti.

-1923 : Bütün bağımsız sancaklar vilayet yapılınca Siverek’te vilayet oldu.

-30 Mayıs 1926 : Siverek İlçe yapılarak Urfa ’ya bağlandı.


google arama (tags): siverek, siverek tarihi, siverek geçmişi, siverek hakkında, siverek haber, siverekhaber
_________________
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder E-mail'i gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et MSN Messenger

zeynep

Özel Üye
Özel Üye
Üye Numarası: 17


Kayıt: Apr 24, 2009
Mesajlar: 427

Rep Gücü : 537.0

Durumu :

Ülke : germany.gif


Seviye:19
 
 
0 / 798
381 / 381
10 / 49


MesajTarih: Pts Hzr 29, 2009 11:35 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver Admin veya moderator e uyarıyı bildir.

tsk ler.
_________________
zaman iyi mi gelirmiş herşeye ne " zaman " dan beri ?..



Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et

duyguca

Yeni Üye
Yeni Üye
Üye Numarası: 1694


Kayıt: Mar 28, 2010
Mesajlar: 1

Rep Gücü : 3.0

Durumu :

Ülke : blank.gif


Seviye:1
 
 
0 / 18
8 / 8
0 / 9


MesajTarih: Pzr Mar 28, 2010 6:24 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver Admin veya moderator e uyarıyı bildir.

Mrb arkadaşlar.Bana siverek e ait bi hikaye gerekli.netten baktım ama daha farklı hikayeler istiyorum.Derslerim için gerekli.Bana yardımcı olun lütfennnnn:( Rolling Eyes
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder

Burak

Site Admin
Site Admin
Üye Numarası: 4


Kayıt: Apr 19, 2009
Mesajlar: 581
Nereden: Siverek
Rep Gücü : 1789.0

Durumu :

Ülke : turkey.gif


Seviye:22
 
 
0 / 1106
528 / 528
7 / 59


MesajTarih: Pts Mar 29, 2010 12:40 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver Admin veya moderator e uyarıyı bildir.

duygu kardeşim işine yarar mı bilmiyorum ama aşagıda okuyacağın yazı Cengiz BAYRAM isimli bir Siverek'li ağabeyimizin kendi gördükleri ve yaşadıklarıdır.Bana sorarsan bundan daha iyisini bulamazsın. Umarım ki işine yarar


SİVEREK'TE... KARIŞ İLE BUZ SATIŞI, POŞETE BİYAN SATIŞI




Ramazan ayında, iftara bir saat kala, dükkanı kapatırdık... - Babam, dükkanın darabalarını -kepenklerini- bizim ellerimizin yetişeceği bölgeye yakın indirir... biz ise, zemindeki kilit bölgesine kadar çekerdik... dara bayı kilit halkasına geçirme işi, babama düşerdi...çünkü, halkayı geçirmeye gücümüz yetmezdi... asma kilidi takıp, kapatmak ise yine bize düşerdi... bundan büyük bir keyif alırdık... Büyümüş olmanın işaretlerindendi bunlar...nedense, biran önce büyümek, çocukluğumuzu yaşamadan, çocuk olmadan, çocuklaşmadan büyümek istiyorduk...

...

Eski belediye binasının giriş kapısı önünden, Şeytan küçesinin -Akbank'ın karşısına gelen- girişine kadar, bölgenin tamamı - güneş batımına yakın- seyyar satıcıların yeri olurdu...biz yukarı kale boğazından, eski belediye binası girişine doğru ilerlerken... Fırıncı Zılfo'nun fırınının önünde -genelde- hal Paşa, Cemal beg ve Hurdacı Mehmut, taze tırnaklı Siverek ekmeğini beklerlerdi... bazen bunların arasına, toptancı Mısto dayı veya tavlacı Seydo da dahil olurdu...babam -her zamanki gibi, elini köşeli şapkasına yakın kaldırarak- selamını verdi... -selam vermeden geçmek -babama göre- görgüsüzlüktü- babam tanısın/tanımasın herkese selam verirdi, selam vermeden kimseden geçmezdi...

...

Biz demirci Mahmut'un dükkanına vardığımızda, demirci Mahmut'un dükkanı her zamanki gibi açıktı...- o kale boğazında herkesten sonra kapatırdı dükkanını...çünkü - bana göre- dünyanın en zor işini yapıyordu... işi, demir'e istediği şekli vermekti... -ne muhteşem bir iş- ...önce demiri dayanılmaz kızgın ateşin içine tutamaçla koyardı, ateşten çıkan -kor gibi- demire, soğumadan, bilinçli çekiç darbelerini, seri bir şekilde indirmeye başlardı... ne kadar saygı duyardım ona... ne kadar imrenirdim, bilemezsiniz... - bilsem bir iki çekiç vurmama izin verecek, hemen atlar giderim - Ne dersin Zübeyir abi, izin verir mi sence?

...

Yaptığı işe, yapısına saygı duyduğum, sevdiğim, takdir ettiğim, değer verdiğim bu kişiye Siverek'te halkın çoğunluğunun 'dönme' veya 'dönmeler' demesi, çok ama çok zoruma gidiyordu...- bence bu ifade, Siverek'lilerin en büyük ayıbıydı/ayıbıdır... Adamlar, kendi dinlerini, ırklarını bırakarak Müslümanlığı seçmiş...sen onlara 'dönme' diyerek, farklılaştırıyorsun -toplumsal farklılık yaratıyorsun... - bu çok ayıp- hiç ama hiç yakıştırmadım/yakıştıramıyorum...

...

Biz aşağı kale boğazı çıkışına yaklaştığımızda... Babam, elini yeleğinin cebine koyar...' Ronahi, sen bize bir liralık buz al' .. Abime dönerek ' Baver sen de bize iki liralık biyan al '...derdi... bu satın alma işlemi, mübarek Ramazan ayı boyunca -her akşam- tekerrür ederdi... bazen abimle kavga ederdim, 'Biyanı bugün ben alayım' diye....ama abim izin vermez ' Naylon elinden kayar, dökersin' derdi.

...



Her ne kadar babam, buz almak için bana görev verse de beni 'kandırmasınlar' diye, buz almaya bile gitsem, abim yalnız bırakmazdı...bu tavsiye babamdan kalmaydı ona ...' o çocıktır, kandırırlar...sen de yanında ol' derdi.... Biyancı, biyanı bardakla, buz satıcısı buzu karış'la ölçerek satıyordu... Satıcıya : ' parmaklarını iyice açmadın, karıç küçük kaldı, eksik ölçtün' de denilmez di ki - haa.. Av. Metin olsa...- belki- müdahale ederdi... çünkü o haksızlığa gelemezdi.. 'parmaklarını iyice açmadın, karışın küçük geldi ' der..' bak -bir avuç- buraya kadar geli' diyerek.. satıcının belirlediği yerden, bir iki santim ileriye götürebilirdi... ama Baver abim hayatta satıcıya müdahale etmezdi... tartışmaktan çekinirdi... amma...söylenmesi gerekenleri genelde satıcıdan ayrıldıktan sonra -fazlasıyla- söylerdi: 'Gördün mü biyancıyı -ilk- bir iki bardaktan sonra, bardağı tam doldurmadan poşete boşalttı...herram olsın, zıkkım olsın' derdi...o esnada yerde rastladığı çürük meyve, sebze, boş- yırtık kutu, yırtık poşet -kısaca ayakkabıya zarar vermeyecek ... -o an- yerde ne varsa ona, tekme atar, hırsını ondan çıkartırdı...Ben: 'Ben olsaydım - niye az doldırisan!...- derdim, dediğimde de... nefretle bana bakar, gözlerini fal taşı gibi açarak : 'tırr...seni de görecağız' derdi.

....



İlk siparişin tedariki için, biyancının yanına gittik...Biyancı, sırtını tamamen kaplayan, kırmızı beze sarılı, yer yer yırtık olan bezden göründüğü kadarıyla saçtan yapılmış, üstü kapaklı bidonun, çoğunluğu biyan, az kısmı ise su doluydu... bidonu sırtına kırmızı kaplı kemerlerle bağlamıştı...ön kemer bölgesinde - pantolan kemeri hizasında- büyükçe bir kemer bağlıydı... kemerin sağ tarafında üç, sol tarafında üç bardak olmak üzere.. toplamda altı cam bardak diziliydi... kemerin tam ortasında ise bıyancının, demir paralarını koyduğu, 'paslanmaz' denilen bardak vardı... para üstünü vermek için - sıklıkla- ama seri hareketler ile tası sol eline boşaltır, demir paraları eşeleyerek, paranın üstünü verirdi. Kemerinin sol yanında ise, ucu sırtındaki bidona bağlı, kırmızı bezle sarılı iki boru vardı, borulardan altta olanından su akardı, biyancı suyu -genelde-bardak yıkamada kullanırdı... Üstteki musluktan ise satıcının ' şerr..bet gibi' -dediği...biyan akardı... Biyancı, biyanı bardağa doldurmadan önce- ki poşet doldururken istisnaydı- mutlaka su musluğunu çevirir... akan suyla bardağı, müşterinin gözlerinizin önünde çalkalar, pis suyu yere atar, sonra bardağa -şerr..bet gibi- biyanı doldururdu... adetten midir... yoksa... satış kuralımıdır bilmem .. her satıştan sonra, demir para tasının üzerini, avucuyla örter, tası avuçlar ve dikkat çekecek derecede sallayarak...şıngır-mıngır- ses çıkartır, 'şeerr..bet, ilaç gibi şerr-bet' diyerek tempo tutardı...büyük keyifle izlerdim...- halen bıraktığım yerde duruyor mu?... Duruyorlar ise...üzellikle biyancı kardeşlerden... benim için... benim adıma...-Ramazan kardeş- iki liralık biyan al ve poşete koy...amman... dikkat et!... -İsmet abi değilse- seni kandırmasın, bardakları tam doldursun!...- Haa.. bir de, -onu söylemeden geçemeyeceğim- bardağa biyanı doldurmadan... kalçadan kıvırarak, sırtındaki bidonu çalkalasın... biyanın tadı -ancak o zaman- güzel olur...sonra da.. 'Biyaaan...Şerr-bet gibi biyan' demiyorsa -bilki- gerçek biyancı değil o...-işin erbabı olan biyancının emareleridir bunlar-...

....



Bıyancının önünde üçüncü sıradaydık.. abim bana döndü... -biyancıyı kastederek- : ' bunun adı İsmet' dedi... 'Biyancı Kardeşler' derler...birkaç kardeşler... İsmet abi en büyükleri' dedi... 'beni çok iyi tanır, yolda gördüğünde -ne yapisen-' diye, 'sorar' dedi. Biyancının 'İsmet abi ' olması abimi çok mutlu ederdi... Çünkü .. İsmet abi, hem bardakları tam doldurur, hem de bir bardak fazla verirdi...

...



Sıra bize gelmişti..Abim, kendinden emin ve çok sevinçliydi, 'İsmet abi nasılsan' dedi... İsmet abi gür bir ses tonuyla 'sağool, babam benim... ne kadarlık olsın'... abim 'İki liralık ver' dedi.. İsmet abi : 'vay benım başımm..üstüne' dedi ve sağ tarafında..pantolon kemerine bağlı, dizlerine kadar gelen siyah poşet torbasından, ince şeffaf naylon poşet çekti ve poşetin üstünü seri bir şekilde kıvırdı... abime 'tut' dedi...abim iki eliyle tuttu... biyancı seri bir şekilde...geniş kemerindeki bardakların, en sağında olanı aldı... sol yanında... birbirine sarılı boruların, altta olanının,.. musluğunu açtı, çıkan suyla bardağı çalkalarken, gür bir sesle... 'Biiyaaaann...Biyaaaan' diye bağırarak, bardakları poşete seri bir şekilde..bir bir, boşaltmaya başladı...'bir, iki..on...aa.. bu.. da.. benden' diyerek, onbirinci bardağı poşete doldurdu... poşete bir düğüm, bir düğüm daha attı. 'ikı liraya on bardak geli.., ben onbir verdım,.. hadı afiyet olsın,.. allah kabul etsin' dedi. Abim : 'Biliyem, ismet abi, ma ben devamlı alıyam' diyerek 'kolay gelsin' dedi ve bana dönerek: 'hadi gıdah, buz alah... çabuk!..bize kalmaz haa..' dedi ve buzcuya doğru hızlı bir şekilde yürümeye başladı....



Ben, biyancının -biyan satışını, hareketlerini, yüz mimiklerini, bağırışını hayranlıkla -ağzım açık- seyre dalmışken... Mevlehana'da -Halpazarı- dükkanı olan kirve Vehit, enseme tokatı indirerek, 'Abin gittı, sen ne beklisen!' dedi... etrafıma bakındım... abim yoktu...kirve Vehit'in yüzüne hafif gülümsedim, sıradan çıktım...buzcuya yöneldim...Abimi gördüm buzcu'da sıraya girmiş, bana eliyle 'gel 'diye işaret ediyordu... koşarak yanına gittim...Buzcunun; -İnce tahta talaş'a bolca bandırılmış, -takriben-.. bir metre uzunluğunda, yirmi-yirmi beş santim genişliğinde olabileceğini düşündüğüm buz kalıplarından yapmış olduğu, buz kulesinin önünde sırada bekliyorduk...- tabi bana göre kule, yüksekliği bizim Hal Resul'un boyunu, bir karış ya geçerdi, ya geçmezdi...

...

Bir de unutamadığım bir rüyam vardı, o günlerle ilişkin... Rüyamda ben abimin yanında -buz sırasında- beklemekteydim... Önümüzde... İspahi çarşısı -bit pazarında- mobilya dükkanı olan, Hal Zıfkar ve oğlu Latif beklemekteydi... Latif'i görünce aklıma...sulu camiden su içerken.. O, marangoz Ali ve Nurettin'in... ben ve Nüsret'e su atmaları gelmişti... Babasının bakıp bakmadığına bakmış, -Hal Zıfkar'ın- buzcunun 'tatlıcı Hemo' ile tartışmasına daldığını görünce...seri bir hareketle... arkadan çenkallı ayakkabısına basmış, ayakkabısını topuğundan çıkartmıştım... Abim bu hareketime kızmış, karnıma yumruk indirmişti...ben iki büklüm olmuş kıvranırken... Latif tek bir söz etmemiş, gülümsemiş...sağ elinin işaret parmağını -ayakkabı çekeceği- olarak kullanarak, topuğunu tekrar çenkallı ayakkabısının içine sokmuştu... -Halen Latif'in o tatlı gülümsemesini anımsarım -

...

Buzcu, buz kulesini (!), ahşaptan yapılmış masanın üzerine inşa etmişti... buz kalıplarını bir sıra -aynı sayıda-dikine ve bir sıra da -aynı sayıda- enine koyarak, buzları sıra sıra, -kor kor- üst-üste koyarak inşa etmişti...o zamanlar evlerde buzdolabı olmadığından, buzculardan satın alınan buz, evde veya işyerinde parçalanarak su termosunun içerisine konulur, üzerine su doldurularak suyun soğuması sağlanırdı...

...

Buzcu orta yaşlı, etine dolgun, sert bakışlı biriydi...Çok fazla konuşmaz, işine karışılmasına da tahammül etmezdi... Elinde hep, buz kesmekte kullandığı testeresi vardı, testeresini ancak buz kalıplarını -kesme masasının üzerine indirirken bırakırdı...dizlerine kadar gelen siyah önlüğü, sürekli kirli ve ıslaktı...Sırada beklerken, mutlaka müşterisiyle tartışmasına tanık olurduk...tartışma genelde -ölçü üzerine- idi... Bir karış buz, bir lira idi.. Satıcı elini iyice açmaz ise, satın alınan buz küçük kalıyordu...bu da müşterileri memnun etmiyordu... Buzcu da çok istisnai müşterilere parmaklarını açarak karış'ı büyütürdü... ama genelde kendini zorlamazdı... sevilip sayılmakta onun umurunda değildi... iftara yarım saat vardı... sıra bize gelmişti... 'Kaç liralık' dedi...korkuyla 'bir liralık' dedim, -sesim titreyerek-... Avucunu buzun üzerine koydu -parmaklarını fazla açmaya zorlamadan- küçük parmağını buz kalıbının köşesine getirdi...baş parmak ile küçük parmak arasındaki mesafeyi- bir karış- olarak belirledi .. büyük parmağının hemen bitiminde, hiç boşluk bırakmadan, hızlı kol hareketiyle. testereyi vurdu... testere, buz kalıbından parça kesmek için yol alırken... buz kalıbının sağından ve solundan masanın üzerine, testerenin yolundan, küçük buz taneleri dökülüyordu... bu taneler küçük, tatlı yığıntılar oluşturuyordu...ara sıra babasının yanında gördüğüm buzcunun küçük oğlu Yusuf, babasının buz kesme işini bitirmesini -sabırsızlıkla- bekler, testerenin durduğunu görünce de elini -seri bir hareket ile - küçük buz yığıntılarına atar, kaptığını ağzına atardı.

_________________
Resmi büyütmek için üzerine tıklayın.
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Siverek Forumları Forum Ana Sayfası -> Siverek Tarihi Siverek Tarihi Tüm saatler GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız

Powered by phpBB © 2001, 2002 phpBB Group
iCGstation v1.0 Template By Ray © 2003, 2004 iOptional -- Ported for PHP-Nuke by nukemods.com
Türkçe Çeviri: Emin ERSOY & Ali PAKŞİ & 60 Saniye
Bu web sitesinde yayınlanan hiçbir bilgi izinsiz kullanılamaz.
Web sitemizden indirilen her veriyi mutlaka virus kontrolünden geçiriniz.
Verinin kullanımı sonucu oluşabilecek zarardan hiçbir şekilde
Sivereknet.com sorumlu tutulamaz. Bu siteden veri indiren her kullanıcı bu ön koşulu kabul etmiş olarak kabul edilir.

Bize Ulasin    Reklam Verin    Tavsiye Edin  Site Haritasi

 

Siverek, Siverek Haber

Siteni Ekle

Sitemap - Web Analytics

Sivereknet.Com üzerinde yer alan okuyucu yorumlari yazarlarin kendi görüsleridir.
Sivereknet.Com yazilan yorumlardan sorumlu tutulamaz.


Web sitemiz PHP-Nuke (© 2005) kodlarina sahiptir.

 

Her hakkı saklıdır - Bu web sitesinde yayınlanan hicbir bilgi izinsiz kullanılamaz.

google arama (tags): siverek, siverek haber, siverek haberleri, siverek resimleri, siverek tarihi, siverek yemekleri, siverek otelleri, siverek okulları, siverek cafeleri, siverek ekonomisi, siverekli hemşeriler, SİVEREK, SIVEREK, sıverek, sivrek, sverek, şiverek, şıverek, şuverek, SİVERK, SİVREK, sıvrek, suverek, siverek tat lokantası, siverek paşa konagı, siverek meydanı, www.siverekhaber.com, www.siverekha.com, www.siverekgenclik.com, www.siverek.bel.tr, www.siverek.gov.tr, www.haberler.com/siverek, siverek.meb.gov.tr