Tarih: Cum Eyl 04, 2009 9:58 pm Mesaj konusu: İSLAMİ ÇÖZÜM en kolay olanıdır
Kürd sorununun çözümüne yönelik "Demokratik Açılım" paketi konuşulmaya devam ediyor. Bu hafta gazete olarak sorunu ve çözüm önerilerini, Yazar Ali Bulaç Bey'le konuştuk. Kendilerinden konu hakkında önemli sosyolojik ve güncel tespitler dinledik.
Ali Bulaç, sorunun önce adının konulması gerektiğini, bu yönde gelinen noktanın önemli olduğunu, ancak önemli usul hatalarının yapıldığını vurgulayarak, çözümün içi doldurulmuş, birbirine karşı haksızlıkları içermeyen İslam kardeşliğinde olduğunu dile getirdi.
Sorunun adını doğru koymak gerekir
Kürd sorunuyla ilgili inkar günlerinden son açılım dönemine gelindi. Konu hakkında çok yönlü tanımlar, tespitler yapıldı. Sizce sorunu ne olarak görmek ve nasıl tanımlamak gerekir?
Önce bu sorunu doğru bir biçimde isimlendirmek lazım. Kimisi “Güneydoğu meselesi” demiştir; kimisi “etnik sorunu” diye isimlendirmiştir. Fakat herkesin üç aşağı beş yukarı üzerinde ittifak ettiği bir nokta vardır: Bir Kürd sorunu vardır. Dünyada yaşayan Kürtler kendi hayatlarından memnun değildirler, mutlu değildirler.
Mesela bugün Suriye’de Kürtler vatandaş bile değildirler, kimlikleri yoktur. Irak’ta otuz beş sene süren Baas rejimi olmuştur. Bütün Irak’ı Araplaştırmaya çalışan bir rejim… Kürtler de buna karşı direnmişlerdir.
Türkiye’de de Kürtlerin sorunları vardır. Bu sorunu da teşhis etmek gerek.
Modern eğitim çözüm değildir
Eğitim seviyesini yükselttiğinizde bu insanlar bu davadan vazgeçecekler demek de doğru olmaz. Modern zamanlarda insan yüksek eğitim aldıkça daha çok ahlaksız oluyor, daha çok sömürüyor, daha fazla hırsızlık yapabiliyor. Çünkü zenginler kapasitelerini arttırıyorlar. Fakat merhamet duygularını arttırmıyorlar. Zekâları gelişiyor, akılları kısırlaşıyor. Dolayısıyla bugünkü modern eğitim de iyi insan eğitmiyor. Ahlaklı insan yetiştirme amacında değil.
Sorun çok boyutludur
Bütün bunlara baktığımız zaman bu sorun tek bir cümle ile de izah edilemez, bunun çok çeşitli boyutları vardır. Etnik bir boyutu, tarihi, siyasi, ekonomik, psikolojik, uluslar arası ve güvenlik boyutları söz konusudur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti başından beri görmezlikten geldiği için bu sorun büyüdü ve çözülemez hale geldi.
Bugün açılım doğrultusunda yapılanları nasıl görüyorsunuz?
Öncelikle böyle bir açılımın başlatılmış olması çok önemlidir. Ama açılımdan çok büyük bir şey çıkmayabilir. Fakat atılacak küçük birkaç adım da çok değerlidir. Herkes üzerine düşeni yapmak zorundadır.
Türkiye’nin üzerinde dış baskı var
Dışarıdan Türkiye üzerine muazzam bir baskı var. ABD, Türkiye’nin Kuzey Irak Federe Kürd Devletiyle ilişkilerinin iyi olmasını ve Kürd sorununu da çözmesini istiyor. Madem böyle bir baskı var ve biz buna zorlanıyoruz, o zaman kendi irademizle bir şey yapalım diye düşündüler. Bu da doğrudur. Yani üzerinizde bir baskı varsa neyi kurtarabilirsen kurtarmaya çalışırsın. Aksi halde yukarıdan gelen komutu olduğu gibi uygulamak zorunda kalacaksın. Yani strateji esas itibariyle yanlış değil. Fakat yöntemde bir bozukluk söz konusudur.
Açılımda ağır usul hataları yapıldı
Yöntem yanlış seçildi.
1. Açılıma başlarken “Kürd Açılımı” dendi. Bu da başörtüsü ile ilgili düzenleme yapıldığında düşülen hatanın tekrarı oldu. Hâlbuki bir paket halinde yapılsaydı Türkiye’nin hassasiyet gösteren başka kesimlerin hassasiyetlerini de kaale almış olurdu.
2. İlk toplantı, İç İşleri Bakanlığı himayesinde ve Polis Akademisi’nde yapıldı. Sadece İçişleri değil, Adalet, Kültür ve Maliye bakanlıklarının da alınması gerekirdi.
3. Önemli bir hata da ilk çağırdıkları on iki kişinin ya hükümet yanlısı, ya devlet yanlısı, ya AB ya da ABD yanlısı insanlardan seçilmesidir. Ortak paydaları liberal olmaları ve hükümete eleştirel bakmamalarıdır. Hâlbuki daha geniş bir zemine yaymaları gerekiyor. Fıkıh usulünde bir kaide var: “Usul esasa tekabül eder” , yani usul esastan önemlidir. Yöntem mahiyetten önemlidir. Peygamber Efendimiz “Ameller niyetlere göredir” buyuruyor. Fakat niyet her zaman yetmiyor. Peygamberimiz aynı zamanda “Ameller neticelere göredir” diye buyuruyor.
TEK ÇÖZÜM İSLAM’DIR
Sorunun çözümü nedir?
Birincisi, Kemalist bir paradigma var ve bunun tutmadığını biliyoruz. Esas sorun da buradan kaynaklanıyor. Diğeri Kürd milliyetçilerinin savunduğu bir projedir. Bu da Kemalist ulus projesine alternatif Kürd ulusal projesidir. Yani ona bakıp kendini tanımlıyor. Böyle bir proje hayata girecek olsa 1925 yılından bugüne kadar Türkiye’de ne yaşandıysa bu sefer Kürdistan’da yaşanacaktır. Çünkü Kürd milliyetçiliği Türk milliyetçiliğini adım adım takip etmektedir. Dolayısıyla bu da bir çözüm değildir ve dünyanın genel gidişi de oraya doğru gitmiyor. Biz bölgesel entegrasyonlara doğru gidiyoruz. Bağımsız devletler, toplumlar bir araya geliyor, Avrupa bir araya geliyor, Hindistan, Çin birer güç olarak ortaya çıkıyorlar. Peki Müslüman âlemi neden bir araya gelmesin?
İkincisi, bugün hükümetin ve devletin kabul ettiği çözüm liberal çözümdür. Yani liberal haklar tanınsın fakat bunlar grup hakları olmasın sadece bireysel haklar olsun. Bu da sorunu çözmeye yetmeyecek. Bir grup hakkının olması gerekir. Tek çözüm İslami çözümdür. Ama bu çözüme de kimse yanaşmak istemiyor.
İslami çözüm en kolay olanıdır
Oysa İslami çözüm hem kolaydır hem de anlaşılabilir bir çözümdür. Buna göre birincisi, Kürdler; Türkler, Araplar, Laz, Çerkezler gibi bir kavimdir. Ayrı bir etnik gruptur. Bunun telaffuz edilmesi lazım. Mesela Medine anlaşmasının ilk 22. maddesinde Resulullah muhacirlerle Ensar arasında imzalıyor. Kabilelerin isimlerini tek tek sayıyor. Çünkü kabilelerin bir ismi var. Türkiye Cumhuriyeti yeni bir vatandaşlık tanımı yapacaksa bütün etnik grup ve kavimleri içine alan, eşitlik ve kardeşliği kabul eden bir vatandaşlık tanımı yapması gerekir. Köklü bir çözüm için yeni bir sözleşme yapması gerekir. Çünkü bütün hayat sözleşmelerden ibarettir. Ticaret akittir, nikâh akittir. İnsanlar arasındaki ilişkiler de böyledir.
İkincisi, Kürdlerin kavim kimliğinin tanınması ana dillerini istedikleri yerde ve istedikleri aralarda kullanma haklarına sahip olmaları, yöre isimlerinin iade edilmesi, dağ tepe köy, isimlerinin verilmesi ya da çift isim kullanılması çözüme büyük katkı sağlar. Mesela Malezya da üç isim kullanılır. Erbil’de bazen dört isim kullanılır. Türkiye’de de bu mümkündür. Bazı bölgelerde Türkçe- Kürdce, Kürdce- Türkçe isimler kullanılabilir.
Üçüncüsü, Kürdçenin seçmeli ders olarak kabul edilmesidir, bir Türk aile çocuğuna Kürdçe öğretmek istiyorsa bu Türkiyenin neresinde olursa olsun hafta da birkaç saat Kürd edebiyatını öğreten bir ders olmalı.
Gümrük duvarları kalkmalı
Dördüncüsü, bölgenin ekonomik durumu iyi değil. IMF programının dışına çıkıp bölgeye özel yatırımlar yapmak gerekmektedir. Türkiye’nin, bölgenin ekonomik olarak gelişebilmesi için sınır ticareti yetmez, gümrük duvarları kalkmalı. Tarihten biliyoruz ki Güneydoğu Şam, Halep, Bağdat, Musul, Tebriz, Trabzon hattında ticaret yaptığında kalkınmıştır. Sınırlar konunca ticaret kesildi, hayvancılık kesildi ve sınır şehirleri yoksullaştı. Nasıl Hollanda-Almanya, Almanya-Belçika arasında pasaport gösterilmeden geçilebiliyorsa Türkiye’de de aynı uygulama olmalıdır.
Beşincisi, Türkiye’nin Kuzey Irak Kürd Federe Devleti’ni tanıması ve desteklemesi şarttır, gereklidir. Onun bize bir zararı olmaz. Hatta Türkiye’nin himayesinde olduğunda Türkiye kendini daha da güvende hisseder. Fakat bunlar hukuk alanında, ekonomik alanda yani maddi sosyal ve hukuk alanında alınacak tedbirler... Bunlar yetmiyor. Bunlara rağmen yetmiyor. Çünkü insanların ekonomik seviyeleri yükseldiği zaman etnik kimliklerini daha fazla hatırlarlar. Eğitim seviyeleri arttığı zaman etnik kimliklerini daha fazla hatırlarlar. Bu insanların Kürtleri, Türkleri, Arapları ve Türkleri, Lazları ve Çerkezleri eğer bir arada tutmak istiyorsak kuvvetli bir yapıştırıcıya ihtiyacımız var bu da dindir. Yani din en temeldir, din betondaki demir gibidir. Onu aldın mı o beton değildir, tutmaz artık.
Müslüman Kürdlerin inisiyatif almasını istemiyorlar
Eğer etnik kimlikler arasında din bağı yoksa neden bir arada olsun. Herkesin kendine ait bir devleti olur, zenginliği olur. Ama bir yerde durmak lazım. Biz Müslümanız, biz ümmetiz. İslam âlemi üç yüz senedir darmadağın olmuş, topraklarımızın yüzde seksenini kaybettik. Hala en verimli topraklarımız işgal altında. Petrol kaynaklarımıza sahip değiliz. Tabii kaynaklarımıza sahip değiliz. Parçalandıkça daha çok sömürüleceğiz. Bir arada olalım. Bir arada oldukça kuvvet kazanırız. Zenginleşiriz, refahımız artar. İnsan gibi yaşamaya başlarız.
Peki ne tutacak bizi bir arada. Tabiî ki din. İş din meselesine gelince herkes dinden kaçıyor. Ve dindar Kürtlerin, Müslüman Kürtlerin inisiyatif almasını da istemiyorlar. Onları devamlı devre dışı bırakıyorlar.
Bu sorun laik Türkler ve laik Kürdler çözemez
Bu laik liberal Türklerle, milliyetçi laik Kürdlerin çözebileceği bir mesele değildir. Bu, Müslüman dindar, manevi sorumluluk, ahlaki sorumluluk katsayısı yüksek Kürtler, Türkler ve Arapların ortaklaşa çözebileceği bir sorundur. Neden? Çünkü onlar adildirler. İki kardeştirler. Üç halka inebilirler. Türk halkı da, Kürd halkı da, Arap halkı da Müslümandır.
Benim için önemli olan birinci kimlik nedir sorusudur. Ben öldükten sonra hangi bayrak altında haşr olacağım? Benim önderim kim olacak? Eğer ben Hz. Resulullah’ın ümmetinden olacaksam Onun ümmetinin bir ferdi olarak haşr olunacaksam bugün de o ümmetin bir ferdi olmak zorundayım. Fakat din kardeşliği haksızlığı içermemeli. Bütün etnik kimlikler eşit olacak şekilde olmalıdır bu kardeşlik. Çünkü Allah bizi dinde kardeş yapmış ve yaradılışta da eş yapmıştır. Yarın bir gün bu ümmetin başına faziletli bir Kürd de geçebilir. Nitekim geçmiştir de Selehaddin-i Eyyubi gibi.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız